top of page
KADASTRODA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre” başlıklı 12. maddesinin 3. fıkrası; “Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” şeklindeddüzenlenmiştir.
Kadastro Kanunu’nun anılan madde gerekçesinde; “…Görüldüğü üzere on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere kadastrodan önceki sebeplere dayanarak itiraz edilemeyeceği ve dava açılamayacağı vurgulanmıştır. Hak düşürücü süreler, ilişkin oldukları hakları ortadan kaldıran sürelerdir. Kanunda belirtilen süre, söz konusu hak kullanılmaksızın geçirildiği takdirde hakkın özü son buluyorsa hak düşürücü süreden söz edilmektedir. Hak düşürücü süreye bağlı tutulmuş haklar, ancak ve sadece hak düşürücü süre içerisinde dava açılmış olması durumunda korunur. Burada sürenin dolması ile birlikte sadece hakkın dava edilebilirliği değil hakkın kendisi de yok olmaktadır.
Ner ne kadar Kanunda bu sürenin bitiminden sonra tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz yazmakta ise de Yargıtay’ın yerleşik kararlarında bu duruma iki istisna uygulamaktadır.1. istisna HUMK.nun 95. maddesine göre; kabul, kafi bir hükmün hukuki neticelerini hasıl eder. Kabul beyanı işin niteliğine göre kamu düzenine aykırı olmadıkça geçerli bulunmaktadır. Bu itibarla, davalının veya davalıların kabule dair beyanı bulunması durumunda Mahkeme zaman aşımı süresini göz önünde bulundurmayacaktır.2. istisna ise muris tarafından mirasçılardan birine veya birkaçına muvazaa yoluyla devredilen taşınmazlarda murisin ölüm tarihi büyük önem taşımaktadır. Muris hayatta iken mirasçıların itiraz hakları bulunmamaktadır. Yargıtay yerleşik kararlarında eğer davanın kadastrodan önceki bir hakka dayanması durumunda miras bırakan taşınmazların geometrik ve hukuksal durumunu belirleyen tespitten sonra ölümü halinde öre 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanması olanağı yoktur. Bu durumda bir zaman aşımı süresinden söz etmek mümkün değildir.3402 Sayılı Kanunun 12/3 maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre iki durumda göz önüne alınmamaktadır. Aksi halde tapu kütüğüne tescil tarihinden itibaren 10 yılın bitiminden sonra Kadastrodan önceki durum için dava açılması mümkün değildir.
on yıllık hak düşürücü süre içinde açılacak davada ileri sürülecek hakkın türü bakımından 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 3. fıkrasında herhangi bir ayrıma yer verilmemiştir. Anılan hükümde yer verilen kullanılan tutanakta belirtilen hak, ayni hak olabileceği gibi kişisel bir hak da olabilir.
Bu tür davalarda yetkili mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi görevli mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır. Hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davanın esasını inceleyemez.
Kadastro çalışmaları sırasında Kadastro Mahkemesine dava açıldığı halde dava listelerinde bulunmayan taşınmazların kadastro çalışmaları seven kesinleştirilerek tapu kütüklerine tescilleri yapılmış ve tescil tarih olarak kesinleşen parsellerle aynı tarih yazılmış olan taşınmazların dava oldukları anda kesinleşmelerinin iptali ile davalı hale getirilmesi gerekmekte fakat bazı durumlarda bu mümkün olmamaktadır. Davalı hale getirmenin mümkün olmadığı durumlarda Mahkemece bu parseller üzerine ihtiyadi tedbir tesis edilmektedir. Kadastro Mahkemesinde davalı olmasına rağmen kesinleştirilerek tapu kütüklerine tescil edilen parsellerin davaları yıllar sonra bitmekte ve tescil gibi tapuya tesciline karar verilmesi halinde tapu kütüğündeki tescillerin durumu ne olacaktır. Bu durumda Mahkeme tespit gibi tesciline karar verdiğinden taşınmazlarda sadece tescil tarihi değişecektir. Zaman zaman bu gibi durumdaki taşınmazların tapu kütüklerinde bir değişiklik yapılmadığını görmekteyiz. Şimdi diyebilirsiniz ki zaten mahkeme sonucunda taşınmazlarda hiçbir şey değişmemiş tespitteki gibi karar verilmiş değişiklik yapmaya gerek var mı. Buradaki tescildeki değişiklik sadece hak düşürücü süreyi etkilemektedir. Diyelim ki Mahkeme kararı kesinleşme tarihinden 15 sene sonraki tarihli tespit gibi tesciline ibaresinden nedeniyle hiçbir değişiklik olmadı peki hak düşürücü süre tescil tarihinden mi başlayacak yoksa Kadastro Mahkemesi kararından mı. Kadastro Mahkemesi kararlarında tescil tarihi kararın kesinleştiği gündür. Bu nedenle 10 yıllık hak düşürücü süre kararın kesinleştiği gün başlar. Bundan dolayı davalı iken kesinleştirilerek tapuya tescil edilen taşınmazlarla ilgili kadastro Mahkemesi kararında tespit gibi tesciline de denmiş olsa tapu kütüğündeki önce tescil düzeltmeler siciline alınarak doğru tescil bir alt satıra yazılmalıdır. Kadastro mahkemesince verilen kararın tescilinde; tapu kütüğünün “Edinme Sebebi” sütununa “Hükmen” ibaresi, “Kayıt Tarihi” sütununa kadastro mahkemesince verilen “Kararın Kesinleştiği Tarih”, “Yevmiye Numarası” sütununa ise “Yevmiye Defterinden Alınan Numara ile Yevmiyeye Kaydedildiği Yıl Taksimli Olarak” (Örneğin; 2014/21) yazılır
bottom of page